MENÜ
Nazlı Ilıcak

Barışı Erdoğan engellediNazlı ILICAK Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlık'tan alınışının birçok sebebi açıklandı. Gerekçeleri tek bir cümleyle özetlemek mümkün: Başbakan gibi davranmak istedi.
Kendi kafasına göre politikalar üretti, temaslar kurdu. Bunlardan biri yeni ortaya çıktı. Önce HDP milletvekili İdris Baluken açıkladı; ardından, Sırrı Süreyya Önder. Meğer, 2016 Nevruz döneminde, Davutoğlu, HDP aracılığıyla, PKK'ya haber göndermiş. HDP'liler bu mesajı Kandil'e iletmişler.
Nitekim, Davutoğlu'nun Sırrı Süreyya Önder'i doğrulayan açıklamaları olmuştu. 4 Nisan 2016'da şöyle konuşmuştu: "Halkın çözüm sürecinden beklediği şey, silahların tümüyle terk edilmesi. Böyle bir şey olursa, 2013 Mayıs'ına dönülürse, o zamanki gibi PKK tüm silahlı unsurları Türkiye dışına çıkarıp ülke içinde tek bir silahlı unsur kalmazsa, her şey konuşulabilir."
Belli ki, Davutoğlu, ilçeleri yıkarak, yakarak, onlarca şehit verip, ayrıca sivil vatandaşları mağdur ederek bir netice alınamayacağını görmüştü. Ama, Tayyip Erdoğan, bu teşebbüsün önünü kesti. Hemen akabinde, terörle mücadelenin devam edeceğine dair beyanları mevcut: "Savaşa ara veremeyiz. Biz çözüm süreci dedik, bunlar aldattılar, her numarayı yaptılar. Terör örgütü yöneticileri güdümünde hareket edenler, zaman zaman müzakere, çözüm gibi lâflar ediyor. Ortada müzakere edilecek bir konu yoktur. Bunun böyle bilinmesi lâzım. Silahlarıyla, roketleriyle, canlı bombalarıyla, bombalı araçlarıyla güvenlik güçlerimizi ve vatandaşlarımızı hedef alan teröristlerin önünde iki yol vardır. Ya teslim olacaklar ya da kıstırıldıkları deliklerde birer birer etkisiz hale getirilecekler. Türkiye'nin önünde artık üçüncü bir yol kalmamıştır. Demokratik açılım dedik olmadı, milli birlik dedik olmadı, çözüm süreci dedik yine olmadı. Daha neyi deneyeceğiz ya?"
Bugünkü silahlı mücadelenin, PKK'ya da, siyasi iktidara da, ülkeye de yaramayacağı ortada. Daha çok kan akacak, daha çok eve ateş düşecek, Türkler ve Kürtler giderek birlikte yaşama iradesini ve duygudaşlığını kaybedecek. "Savaşa devam" kararını tek başına Tayyip Erdoğan'ın verdiği ortaya çıktı. Muhtemelen Davutoğlu'nun bertaraf edilme sebeplerinden biri de buydu.
TBMM'siz olağanüstü hal
Topla, tüfekle barışı getiririz zihniyeti askerle iş birliğini de artırdı. Son çıkarılan yasa da bunun işareti. Askere, Bakanlar Kurulu kararıyla Olağanüstü Hal yetkileri veriliyor: "Genel kolluk kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerini aşan durumlarda, terörle mücadele için gerekli olması veya terör eylemlerinin kamu düzenini ciddi şekilde bozması halinde, İçişleri Bakanlığı'nın teklifi üzerine, BAKANLAR KURULU KARARIYLA Türk Silahlı Kuvvetleri görevlendirilebilir... Türk Silahlı Kuvvetleri birlikleri ve personeli, kendi komutanının sorumluluğu altında, onun emir ve talimatlarına göre görevini yerine getirir... Yetkili komutan, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, konut, iş yeri, kamuya açık olmayan kapalı alanlara girilmesi ve arama yapılması talimatını verebilir. Bu karar 24 saat içinde hâkim onayına sunulur... Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin, bu kanun kapsamındaki faaliyetleri sebebiyle suç işlediği iddia edilirse, soruşturma izni verilene kadar gözaltı ve tutuklama tedbirine başvurulamaz. Verilen zararlar devlet tarafından tazmin edilir. Tazminat davaları ancak devlet aleyhine açılabilir... Asker kişiler hakkında soruşturma yapılması, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları için Başbakan'ın, diğer personel için Milli Savunma Bakanı'nın, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanı ile bu komutanlıklardaki diğer personel için İçişleri Bakanı'nın iznine tâbidir."
Ayrıca geçici bir maddeyle, bu düzenlemenin kabul edilmesinden önce cereyan eden fiillere de, aynı hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Daha basit cümlelerle ifade etmek gerekirse, parlamentoyu devreden çıkaran bir Olağanüstü Hal yetkisi, münhasıran Bakanlar Kurulu'na bırakılıyor. Anayasa'nın 119'uncu ve 120'nci maddelerine göre, Bakanlar Kurulu 6 ayla sınırlı olmak üzere, Olağanüstü ya da Sıkıyönetim ilan edebiliyor. Fakat bu karar Resmi Gazete'de yayımlandıktan hemen sonra, TBMM'nin onayına sunuluyor. Hatta Meclis tatilde ise acilen toplanıyor. Olağanüstü ve Sıkıyönetim, Bakanlar Kurulu talep ederse, her defasında 4 ay TBMM tarafından uzatılabiliyor.
Anayasayı ihlâl eden bir düzenleme söz konusu. Zira, Meclis'in onayı gerekmeden Olağanüstü Hal'e benzer bir yönetimin, il ve ilçelere hâkim olması imkânı getiriliyor.
***
Şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız:
Bir defaya mahsus olmak üzere dokunulmazlıklar kaldırıldı. Siyasete artık dokunulabiliyor. Buna mukabil, operasyon yapan askere dokunulmayacak. MİT benzeri bir koruma, her kademedeki Türk Silahlı Kuvvetleri mensubuna getirildi.
Akan kan duracak mı sanıyorsunuz? Boşuna beklemeyin... Hem terör azacak, hem de zulüm.
Muhammed Ali ve Erdoğan farkı
Keşke, Tayyip Erdoğan, Muhammed Ali'nin cenaze törenine katılmaya teşebbüs etmeden, birileri, ona, ünlü boksörün ilkelerini anlatsaydı. Muhammed Ali, Müslümanlığı, zulme ve ayırımcılığa karşı adaleti ve hoşgörüyü temsil eden bir duruş gibi görüyor. Hayatı boyunca barışın ve mağdurların yanında yer aldı. Vietnam savaşına karşıydı. Bu yüzden, askere çağrılmasına rağmen gitmedi
"Vietkonglar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki, ben onlarla savaşayım" dedi. Boks lisansı bu sebepten dolayı iptal edildi. Dünya şampiyonluğu elinden alındı. 3,5 yıl resmi boks müsabakalarına çıkamadı. Pasaportuna el konuldu, iflas etti. Savaş karşıtı olmasının bedelini ödedi.
Tekrar edelim: Müslümanlığı seçmesinin bir sebebi, İslâmiyet'i, barış, sevgi ve mazlumların dini olarak görmesiydi. Onu sevenlerin ve izinden gidenlerin neden Tayyip Erdoğan'ın taleplerini karşılamadığı anlaşılıyor. Her şeyin farkındalar. Cumhurbaşkanımızın katılamadığı cenaze töreninde, Haham Michael Lerner; İsrail'i, Netanyahu'yu, Filistin'e uygulanan baskılardan dolayı kınarken, Türkiye yetkililerine de, "Kürtleri öldürmeyiniz" diye seslendi.
İyi ki Tayyip Erdoğan o törene iştirak etmedi. Ne yapardı dersiniz? Haham Lerner'a "One minute" çeker miydi?
Diploma tartışması
Tayyip Erdoğan'ın diploma konusunu bence çok uzattılar. Başta şüphelerim vardı. Bazı açıklamalar ve yayınlanan belgelerden sonra kuşkum dağıldı.
En çarpıcı olanı, "100 Yıllık Mezunları ile İstanbul Yüksek Ticaretliler" kitabı. 328'inci sayfada, 1980-81 mezunları bulunuyor. Ve Tayyip Erdoğan, 2443 numara ile o listede yer alıyor. Üstelik kitap, 1983 yılında yayımlanmış. Erdoğan, o tarihte, manipülasyon yapacak mevkide değil.
"Rektör Ömer Faruk Baturel imzalı diplomadaki numarasıyla, geçici mezuniyet belgesindeki numara farklı" deniliyor. Oysa biri sınıf numarası, diğeri diploma numarası. Belli ki, Aksaray İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu'nda okumuş; sınavları zamanında veremediği için 1973-74 ders yılında girdiği Yüksek Okulu, 1981'de tamamlamış.
Bence burada cevaplandırılması gereken tek soru var: O Yüksek Okul, 3 senelik miydi, yoksa 4 senelik miydi?
Zira, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu'nu, 4 yıllık bir fakülteden mezuniyeti şart koşuyor. Yüksek Okul 4 senelik ise, sadece bunun belgesini gösterseler yeter.
12.06.2016