MENÜ
Hukuk fak...

Prof. Dr. Sami Selçuk: Yüzü aşan hukuk fakültesi neden açılmıştır...
Türkiye Cumhuriyeti'nin Sayın Cumhurbaşkanı, 26 Ocak'ta dünya kamuoyunun önünde kaymakamlara bir konuşma yaptı. Aynı günün akşamı televizyonlarda yayımlanan bu konuşmada çoklarının gözden kaçırdığı önemli noktalar vardı.
Gerçekten Sayın Cumhurbaşkanı'nın aşağıdaki sözlerini dinleyen herkes şaşırmış; hukukçularsa, sanırım, hukuk fakültesinde onca bilgiyi neden öğrendiklerini ilk kez sorgulamak gereğini duymuşlar; belki içlerinden kimileri "boşunalık (vanitas) duygusu"na da kapılmışlardır: "Mevzuat şöyledir, böyledir. Yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir tarafa. Siz zihinsel inkılabınızı devreye sokun, 'ben bunu bu şekilde yaparım' deyin ve yapın."
Ve yine ilk kez bu sözleri duyan ülkenin hukukçuları, ömür boyu sürdürdükleri çabalarında niçin başarısız olduklarını düşünerek kahrolmuş, insanlık ve ülke insanları adına kaygılanmışlardır.
Öyle ya, bu sözler bir gerçeği yansıtıyorlarsa, yüzü aşan hukuk fakültesi neden açılmıştır, onları kapatmak gerekmez mi?!
Birkaç gün bekledim, ama bu sözler ne yalanlandı ne de düzeltildi.
Böylelikle ülkemiz için sadece bir sorun değil, iki başlıklı bir sorunsal (problematik), çatal ortaya çıktı.
Sorunsalın, çatalın birinci başlığı hukuk toplumu ve özellikle hukuk bilinciyle ilgili "toplumbilimsel ve olgusal nitelikteki genel kaygı"dır.
"Anayasa bir kez delinmekle bir şey olmaz" sözlerinin sahibi merhum Özal'a rahmet okutturan yukarıdaki sözler, yıllarca ülkemizde hukuk bilincinin yerleşmediğini, bu yüzden Batı hukukunun iyi uygulanmadığını savunan, bundan üzüntü duyan ve son kitabında bu konuyu irdeleyen benim açımdan hiç kuşkusuz ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü bu sözler, savunduğum tezi, yalnızca doğrulamakla kalmamış, hukuk toplumunu ve hukuk devletini oluşturmak şöyle dursun, ülkemiz insanlarının hâlâ hukuk toplumundan uzak bir çadır devletinde yaşadıkları yolundaki kanıyı da pekiştirmiştir.
Öyle ki, Özal örneği dâhil,kitabımda bizde yaşanan birçok örneği vermiş, Batı ile karşılaştırmıştım. Batı'dan aldığım örneklerden biri de bundan tam 2.500 yıl önce Isparta'da yaşanan aşağıdaki olaydı.
Herodot'un yazdığına göre MÖ 484'te Darius'un oğlu Serhas, binlerce askerini gemilerle Çanakkale Boğazı'ndan Yunanistan'a geçirir. Serhas'ın ordusu, geçtiği yerde her yeri yakmakta, yıkmakta, kadın, erkek, yaşlı, genç herkesi öldürmektedir. Ama gördüğü bir durumdan Serhas şaşkındır. Çünkü az sonra kesinlikle öleceklerini bildikleri halde bir avuç Ispartalı asker, kolayca sıvışıp kaçacak yerde Thermophyle geçidini tutmakta direnmektedir. Serhas, Ispartalı Demaratus'a bunun nedenini sorar ve şu yanıtı alır: "Sizin askerleriniz sizden korktukları için savaşıyor ve insanları öldürüyorlar. Oysa Ispartalı askerler ölmekten değil, başka bir şeyden korktukları için savaşırlar, bu yüzden kaçamazlar: Bu, savaşta kaçmayı yasaklayan YASA'dır."
Başka bir örneğe ve söze gerek var mı?
Bu örneğin ortaya koyduğu genel gerçek olgu ortadadır: Doğu toplumunda insanlar, güce ve güçlüye; Batı toplumunda ise hukuka ve hukukun öngördüğü kurallara teslim olmaktadırlar.
Buna karşılık Sayın Cumhurbaşkanı'nın ortaya koyduğu özel gerçek olgu doğru ise, toplumumuz, 25 yüzyıl önceki Isparta toplumumun gerisine düşmüş demektir ve durum, Türk toplumu açısından çok düşündürücü ve acıdır.
Evet, son kitabımın adı, "Kendini Tüketen Hukukun Dramı" idi. Bu konuşmada geçen yukarıdaki sözlerden sonra anladım ki, ortada aslında hukuk diye bir nesne yokmuş ki dramdan söz edilsin. Ülkemizde yürürlükte olanı, somut olarak yaşanan olguyu o denli güzel özetleyip itiraf etmiş ve tezime katkıda bulunmuştu ki Sayın Devlet Başkanı, sağ olsunlar, biz hukukçuları bir zahmetten de kurtarmıştı.
Şu anda ne diyeceğimi bilemiyorum. Gerçi nasıl Adorno "Auschwitz'ten sonra şiir yazmak barbarcadır" demişse, benim de içimden "Sayın Devlet Başkanının bu sözlerinden sonra artık kitap yazmaya da, okumaya da, hukuk fakültelerine de gerek kalmadı" demek geçiyor.
Ama yapamıyorum. Çünkü hâlâ umutluyum.
İnanıyorum ki, Türk kaymakamları ne pahasına olursa olsun sadece yasaların buyruklarına uyacaklardır. Çünkü birileri yakalarına yapıştığında onların biricik kurtarıcıları sadece yasalardır, geçici gücün/iktidarın sahipleri değil.
Sorunsalın, çatalın ikinci başlığı ise ceza hukukuyla ilgili "düşünsel nitelikteki özel kaygı"dır ve ömür boyu ceza hukukuyla uğraşan benim açımdan çok önemlidir.aşayan dostlarımızı da irkiltmiştir, üzmüştür. Bu durum, kuşkusuz ülkemiz açısından çok tehlikelidir.
Bu nedenle diyorum ki, ülke yararı için Sayın Cumhurbaşkanı, yukarıdaki algılamanın yanlış olduğunu belirterek sözlerine mutlaka açıklık getirmeli, bu sorunsalı, bu çatalı, bu kuşkuyu kesinlikle ortadan kaldırmalıdır.
Ortadan kaldırmalıdır ki, herkes yatağında rahat uyusun, yarın sabah kapısını çalanın sütçü ya da gazeteci olduğundan emin olsun ve rahatlasın. Ülkemiz insanları da, AB'deki dostlarımız da kaygılardan, duraksamalardan kurtulsunlar.
Son söz: Kayıtsız, koşulsuz ve ayrımsız herkesin kulağına küpe olsun: Hukuk bilincinin ilk basamağı, hukuka uyma kaygısıdır; son basamağı, adaleti kotarma kaygısıdır.
02.02.2016